“HIZLI DEĞİŞEN BİR ÜLKE VE DÜNYA ORTAMINDA BİR MİMARLIK VE TASARIM DERGİSİNİN ÇALKANTILI SERÜVENİNİ SAKİNCE GÖRSELLEŞTİRMEYİ DENEDİK”

arredamento- uğur- tanyeli-kotsıfır-00
Uğur Tanyeli, SALT Galata (2017)
Fotoğraf: Mustafa Hazneci

Türkiye’nin en uzun ömürlü mimarlık ve tasarım yayınlarından olan Arredamento, 27 yıllık yayın hayatını ve bugüne kadar yayınlanmış 300 sayısını, geçtiğimiz günlerde SALT Galata’da açılan 300 Sayı / 27 Yıl / 1 Dergi – Arredamento (Dekorasyon+Mimarlık)*” adlı bir sergiye dönüştürdü.

Uzun senelerdir Arredamento’nun yayın koordinatörlüğünü yapan Uğur Tanyeli, derginin kendi zamanına tanıklık eden bir eser olarak değerlendirildiği serginin de küratörü. Uğur Tanyeli ile Arredamento’nun 27 yıllık yayın hayatını, 300 sayının sergiye dönüşme sürecini ve Türkiye’deki mimarlık yayıncılığını konuştuk.

300 Sayı / 27 Yıl / 1 Dergi - Arredamento (Dekorasyon+Mimarlık) Uğur Tanyeli


Arredamento, Türkiye’deki mimari yayınların en uzun soluklu olanlarından. Siz bu devamlılığı neye bağlıyorsunuz?

Uğur Tanyeli:

Mimarlık ortamında mevcut bir gereksinmeyi karşıladığı için devamlılık gösterebildiğini sanıyorum. Ancak, medya bağlamında bu çok doğru bir ifade olmayabilir. Çünkü, tüm yayınlar aslında kendileri ortaya çıkmadan önce var olan bir gereksinmeye yanıt vermekten çok, daha önce bilinmeyen ve talep edilmeyen bir gereksinmeyi icat ederlerse başarılı olurlar. Ya da önem taşıyanlar genellikle böyledir. Özetle Coca Cola’ya benzerler. İcat edilmeden önce kimsenin ona benzer bir meşrubat içme beklentisi içinde olmadığını biliyoruz. Arredamento’nun da eğer bir marifeti varsa burada olmalıdır.

Yayınlanmaya başlanmadan önce Türkiye’de dergi sektörünün kabaca üç güzergahı vardı ve Arredamento o üç yoldan da gitmedi. Birinci yol, Mimarlar Odası dergisi “Mimarlık”ın yoluydu. 1970’lerde ağırlıklı olarak radikal siyasal bir angajmanla çıkarılan bir dergiydi “Mimarlık”. “Yapı”, bir makaleler toplamı gibiydi. Sonuncu yolsa, bir zamanlar “Arkitekt”in çizgisinin tanımladığıydı; yapı uygulama ve tasarımlarını tanıtma ağırlıklıydı. Arredamento onların aksine, tüm tasarım alanlarını kuşatmayı amaçladı. Tanıtım değil, sorgulama amaçlı oldu. Giderek tartışma amaçlı hale de geldi. Yapı tanıtımı yerine, yerli ve yabancı mimarların tümel yapıtını irdelemeye yöneldi. Özneleri görmezden gelmeye alışık bir ülkede tasarımcıların bireyselliğini vurgulamaya yönelik bir yayın politikası izledi. Adları parlatmaktan kaçınmadı, hatta bunu zaman zaman özellikle yaptı. Güncel Türk mimarlarının pek az ciddiye alındığı, “Türkiye’de çağdaş mimarlık mı var” denildiği bir zamanda Türk mimarlık ortamına önem ve ekstra prim verdi. Türkiye’nin kendisini dünya mimarlık ortamında eşdeğer bir katılımcı olarak görmesi gerektiği mesajını ısrarla vermeye çalıştı. Bunlar Arredamento’nun ayrıksı özellikleriydi ve ona yönelik rağbetin arka planını oluşturdular.

300 Sayı / 27 Yıl / 1 Dergi - Arredamento (Dekorasyon+Mimarlık) Uğur Tanyeli

SALT Galata, Kat 3 – 300 Sayı / 27 Yıl / 1 Dergi – Arredamento (Dekorasyon+Mimarlık)

Derginin yayın koordinatörü ve aynı zamanda serginin küratörü olarak; bir derginin sergiye dönüşmesi sizce ne demek?

Birincisi, istisnai bir şey demek. Dergilere ilişkin sergi yapmak ender görülür bir durum. Bu türden çok az sergi yapılmıştır. Bir nesnenin veya ürünün sergi konusu olması için onun bir biçimde önemli olduğunun kabul edilmiş olması gerekir. Dolayısıyla, Arredamento sergisini böyle bir iyimserlikle pekala değerlendirebilirim. Ancak bu yeterli olmaz. Hiçbir şeyi olmadığı gibi Arredamento’yu da ne kutsamaya, ne de kutsallaştırmaya niyetim var. Serginin böyle bir kendini önemseme ve övme mecrasına dönüşmemesi için uğraştım bile. Hızlı değişen bir ülke ve dünya ortamında bir mimarlık ve tasarım dergisinin çalkantılı serüvenini sakince görselleştirmeyi denedik. Özellikle oradaki içerik analizi yapan sayısal grafiklerin böyle bir rollerinin olmasını hedefledik. Zaman zaman zorlaşan, yön değişiklikleriyle karşılaşan bir yaşam sürecine işaret etmeye çabaladık. Neler nasıl bir ülke ve dünya bağlamında değişiyordu? Sonuçta yine de Arredamento’ya iltifat mı edilmiş oldu? Hiç kuşkusuz, evet. Adı neredeyse Arredamento ile özdeşleşmiş biri olarak bana dolaylı biçimde iltifat mı ediliyor? Amaçlamasam, hatta kaçınsam da, evet. Fakat, asıl hedefimizin dergiye, yayıncılarına, çalışanlarına, katkı verenlere bir saygı duruşu yapmak ve bir seyir defteri sunmak olduğu aşikar.

 ”Müslüman mahallesinde salyangoz satarak geçirilmiş” 27 yıllık bir yayın dönemine vurgu yapıyorsunuz. Arredamento için bu durum ne ifade ediyor?

Şu “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” sözü aslında birinci soruya verdiğim yanıtla çelişiyor. Talebi olmayan bir malı pazarlama saçmalığına işaret ediyor. Fakat aslında bir çelişki yok. Arredamento’nun kendi talebini bir ölçüde kendi yarattığı söylenebilir. Ama, öte yandan da derginin Türkiye’deki talep yapılanmasıyla mücadele ede ede varlığını koruduğunu anlatmak istiyorum. Örneğin, bu ülkede sürekli olarak mimari eleştiri yapılmasının istendiği iddia edilir. Ancak ironik olan şu ki, eleştirinin hedefinde kişi ve kurum yoksa, ya da okuyanın kendisini özdeşleştirebileceği bir şey yoksa, eleştirinin farkına bile varılmaz. “Türkiye’de eleştiri yok, ne kötü” denmeye devam edilir. Buna karşılık Arredamento’da ne zaman hedefiyle okuyucunun kendisini özdeşleştirebileceği bir eleştirel metin yayınlanmışsa tepki görmüştür. Türkiye’de herkes eleştiri ister, ama kendisine, kendi beğendiklerine, kendi tercihlerine, inanç ve görüşlerine eleştirel yaklaşılmasından nefret eder. Bu çelişkiyle başa çıkmak zordur. Alınganlıklarla başa çıkmak da zordur. Birkaç yıl önce “Mimarlıkta Sansasyonlar” diye bir dosya yaptığımızı ve aylar sonra neredeyse bir küçük kavga vermeye mecbur kaldığımızı hatırlıyorum. Hatta biraz daha abartılı olacak, ancak bence doğru, ben düşmanlarımın ya da eski çok yararlı deyimle “muarızlar”ımın çoğunu Arredamento sayesinde ve/veya dolayımıyla edindim.

300 Sayı / 27 Yıl / 1 Dergi - Arredamento (Dekorasyon+Mimarlık) Uğur Tanyeli

300 Sayı / 27 Yıl / 1 Dergi – Arredamento (Dekorasyon+Mimarlık)

Teğet Mimarlık’ın Venedik Bienali’nde yer alan ”Darzana” yerleştirmesi üzerinden, içinde sizin de olduğunuz mimarlık çevrelerinde epey tartışma döndü. Bir yazınızda işin kendisine temiz bir eleştirel bakışla yaklaşılamadığını söylemiştiniz. Bu anlamda sizce Türkiye’de mimari yayıncılığın ve mimari yazımın tabuları var mı? Eğer böyle bir tabu varsa Arredamento bu tabulardan nasibini alıyor mu, kendini nasıl konumlandırıyor?

“Darzana” örneği Türkiye’de eleştirel etkinliğin nasıl yürütüldüğü bağlamında bence örnek durum oluşturur. Birkaç ay boyunca Venedik Mimarlık Bienali’ne götürülen işi yapanların aynı zamanda da İstanbul Tersanesi dönüşüm projesine katılmış olmalarını eksen alan bir tartışma yapıldı. Bunun doğru olmadığını söylemiştim. Doğru değildi, çünkü Venedik işinin anlamlı olup olmamasıyla İstanbul’daki projenin doğru olup olmaması bağlantılı olamazdı. Birinde doğru, ötekinde yanlış, her ikisinde de doğru ya da her ikisinde de yanlış yapılması mümkündür. Söylediklerimin bugün doğrulanmış olduğunu görüyoruz. “Darzana” müelliflerinden bazılarının içinde olduğu Teğet Mimarlık, İstanbul Tersanesi işinden çekildi. Bu çekilme “Darzana”yı ne doğru kılar ne de yanlış. Sorunuzdaki “temiz bir eleştirel zemin” imkanı, ancak eleştiri hedeflerinizi karıştırmadığınız zaman doğabilir. Yani, Teğet Mimarlık’ın mesleki pratiğini “Darzana” ile örtüştürmemeniz gerekir. En azından şu incelik yapılabilirdi: “Darzana” küratöryel grubunun içinde Teğet Mimarlık ortağı olmayanların da bulunduğu dikkate alınarak konuşulabilirdi. Onların emeğini Teğet’in mesleki etkinliğini hırpalamak için nasıl hiçe sayabilirsiniz? Örneğin, Feride Çiçekoğlu Teğet ile herhangi bir organik bağlantısı olmayan önemli ve saygın bir entelektüel. Namık Erkal aynı şekilde… Şimdi onların çabasını “siz tersane işini meşrulaştırıyorsunuz” diye nitelemek doğru mu? Eleştirilerde sürekli “etik” sözcüğünün uçuşup durduğu bir zeminde bu söylediğim kişiler hesaba katılmadan söz üretiliyorsa, şu “etik” lafı ne anlama geliyor? Sürekli böyle yapıldı ve onlara ayıp edildi. Seçici Kurul’a da ayıp edildi. Kurul üyeleri olarak Tersane dönüşümünün yardakçıları gibi lanse edildik. Sonra da, ironi şu ki, o eleştirileri yapanlara yanıt verdiğimde çok alındılar.

Gelelim tabulara. Türkiye’de tabular şöyle bir biçimde var: Çoğunluğun kolayca onay vereceği, olumsuzluğu üzerinde genel bir uzlaşma bulunan konular hakkında istediğiniz kadar muhalefet yapabilirsiniz. Sözgelimi, çok katlı yapılar aleyhine kolayca konuşulabilir, ama o yapıları var eden ekonomi politikaları üzerinde susulur. Yine sözgelimi “cami mimarlığı bugün ne kadar kötü” gibi içi boş çünkü hedefi belirsiz bir sözde-eleştiri mümkündür, ama “şu yapı ve mimarı ne kadar başarısız ve işi sanki çocuk elinden çıkma gibi” derseniz haksızlık yaptığınıza inanılır.

Bir önceki sorunuzu yanıtlarken verdiğim sansasyon örneğindeki gibi konulara ise hiç değinmemek gerekir. Mimarlık tarihi özelinde bir susturma örneği de vereyim: Birkaç yıl önce bir sempozyumda Seyfi Arkan hakkında bir davetli konuşma yaptım ve onun Berlin’deki gençlik yıllarını yorumladım. Sedad Hakkı Eldem’e yazdığı birkaç mektubu belge olarak kullanıyordum. Orada Arkan’ın kimi kişilik zaafları, gençlik çapkınlıkları vs. gibi durumlara değiniliyordu. Konuşmamı bitirdim, önce Mimarlar Odası’nın eski yöneticilerinden biri ayağa kalktı, protesto etti ve açıkça “çüş” demek suretiyle fikrini zarif bir biçimde açıkladı. Başka bir “zarif” tepki de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin emekli öğretim üyelerinden birinden geldi. O da kısaca Arkan’a hakaret ettiğimi bana hakaret ederek ileri sürdü. Şimdi soru şu: Türkiye’de susturma talebi çok yüksek mi? Kuşkusuz, öyle. Bu ülkede genelleşmiş eğilim karşınızdakini susturmak için konuşmaktır. Oysa konuşmak konuşmayı sürdürebilmek amacıyla yapılır. Diyalog kurmak için konuşulur veya öyle konuşulmalıdır. Yani, ağzının payını vermek ve haddini bildirmek için konuşmak aslında konuşmak değildir. Konuşma mantığının Türkiye’de olduğu gibi ayar verme merkezli olduğu bir ortamda, yemek tarifi üzerinde bile tabu üretmek mümkündür. Üretiliyor da…

300 Sayı / 27 Yıl / 1 Dergi - Arredamento (Dekorasyon+Mimarlık) Uğur Tanyeli

Darzana: İki Tersane, Bir Vasıta

*Uğur Tanyeli’nin küratörlüğü, Canan Erten’in yardımcı küratörlüğünde hazırlanan bu serginin tasarımı Bülent Erkmen, projelendirmesi Yeşim Bakırküre (Ypsilon); veri görselleştirme çalışmaları Can Sucuoğlu (iyi ofis), Bilge Kobaş (Super Eight) ve Canan Erten, tasarımı Kerem Yaman (BEK) tarafından yapılmıştır.

Paylaşım
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR!


    Henüz yorum yok

    Yorum yap

    Paylaşım